19 Ağustos 2012 Pazar

BAYRAMA DAİR...


Bugün Ramazan (Şeker) Bayramı.

Bütün insanlığın manevi duyguları yaşadığı yaşattığı aile kavramını hatırladığı hatırlattığı küskünleri barıştırma vesilesi bu önemli günlerinizi tebrik ediyor,hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Çocukluğumuzun tadını bulamasak da örf adet gelenek ve göreneklerimizin ölçüsünde bu bayramları idrak ediyoruz.

Günümüzde bayramların, değil komşuların akrabaların bile birbirlerinin yüzünü unuttuğu bir koşuşturma çarkı içinde;soluklanmak için 'manevi duygulardan' çok tatil anlamı içermesi çok üzücü ve hayal kırıklığı dolu...

Yorgun bedenlerimiz için bir fırsat resmi tatillerimiz...

Oysa eskiden,o bayramlar;
Ne güzel günlerdi değil mi?

Aile olanlar bilir.

Dedeler, büyük anneler,analar babalar,amcalar,dayılar,teyzeler halalar kuzenler,yeğenler.çocuklar ile dolu koskocaman kalabalıkların kavuştuğu hasret giderdiği kocaman sofralarda ailecek birlik ve beraberlik içinde yemekler yenildiği mütevazı fakat neşeli hayatlarımız vardı eskiden.

El öperek bayram harçlığı kapma mücadelesi verirdik.Biriktirdiklerimiz ile dişlerimiz çürüyene dek çikolata dondurma ve parlak kağıda sarılı şekerler aldırdık.

Kapı kapı dolaşarak komşu büyüklerimizin ellerini öper çanta ve poşetlerimize şeker ve çikolatalar doldururduk.

Maytap,mantar ve torpiller alırdık azar yiyeceğimizi bile bile.Bir de isminin anlamını hala anlamadığım "kızkaçıran" sokağımızın en büyük eğlencesiydi...

Bayramlıklarımızı yeni ayakkabı ve yeni elbiselerimizi akşamdan baş ucumuza koyar,sabahı zor ederdik.

Hep birlikte bayram namazlarına gider, çıkışta birbirimizle bayramlaşırdık.

El öpmeler, ceplerimizden taşan bozuk paralar bayram harçlıkları, Barış Manço'dan Bugün Bayram marşımızla başlanan heyecanlı serüvenimiz, Hayat Bayram Olsa tadındaydı...

Bir el öpmek için dört vasıta değiştirdiğimizi hatırlıyorum: Gittin, geldin; gün biterdi.

Bir de lunaparklar .Eş dost konu komşu hep birlikte panayır yeri gibiydi..

Postacının getirdiği uzak dostlarımızdan akrabalarımızdan ve sevdiklerimizden gelen mektupları büyük bir heyecanla açar okurduk.

Bazen askerde,bazen gurbette bazen imkansızlık nedeniyle memleketine gidemeyenler olurdu postacının yolunu gözlediklerimiz..

Teknoloji bu denli gelişmemişti.Telefon kulübelerini veya mahallenin ileri gelenlerini ziyaret eder, sevdiklerimizle konuşmak için emek verirdik.

Televizyonlar tek kanaldı. Eğlence programları şarkılar ve türküler için sabırsızlıkla ziyaretlerimizi bitirerek akşamı beklerdik.

Annelerimiz, büyük annelerimiz ile oturur bayram baklavaları hazırlarlardı günler evvelinden.

Peki ya,bayram kartlarını hatırlayanınız var mı?

Sanki eskiden ilişkiler daha yoğun, daha sıcak, daha güven vericiydi.
Nedeni yaşam biçiminde olsa gerek. Hemen her alandaki yoksulluk, fakirlik, eksiklik...

En zengin insanlar bile bu durumun sıkıntısını çekerdi. Çünkü ülke gerçeğiydi...

Dolayısıyla birbirine yakın olmak, destek vermek, güven duymak esastı. "Komşu komşunun külüne muhtaçtır" ya da "Ev alma, komşu al" gibi laflar işte o şartlarda üretilmişti.

Hey gidi günler hey.

Ah nerede o eski bayramlar demiyor muyuz şimdi.Sanki bir şeyler eksik değil mi?

Hem ansızın , aniden yittiler, yitip gittiler onlarda gözümüzün önünden kayan bir çok hatıramız gibi...

Belki de biz bayramları çocukluğumuza sakladık, orada bıraktık.

Daha fazla uzatmadan,tekrar bayramınızı kutluyor,
tatilinizin güzel geçmesi dileklerimi sunuyorum...

Ama unutmayın!

Bodrum'un Marmaris'in ,Çeşme'nin veya Maldiv adalarının güneşi, o zamana yenilerek unuttuğumuz kalpten ilişkiler kadar ısıtmayacak hiç bir zaman,hiç birimizi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme