14 Kasım 2012 Çarşamba

"Oysa Vedalar Kavuşmak İçindi"


İlk kez görüyordum seni böyle.

İlk buluştuğumuz o gün geldi aklıma. Buğuluydu sesin, beni ezen esir alan hapseden sesin...

Sesin, damarlarımı tavaf eder gibi dolaşırken kulaklarım en son duyuyordu söylediklerini. Geç kaybıydın. Geç kalmıştım. İşitme engelimdin. Senden ötesini duymuyordum hiç. Yaralarımın pansumanı, yıllardır biriktirdiğim kartpostalların yüreğime düşümü.

Bekleme salonu yalnızlığımın "neredeydin bu güne kadarı?"...

Akşamlar oldu.
Aylar geçti.
Yağmurlar yağdı.

Bir zamanlar mutluyduk biz eskitecek kadar çok takvim yaprakları koparıldı saatli maarif takvimlerden.

Matem cenazelerin içinden bize çıkagelmişti.
En güzel anılarımızı değiş tokuş etmiştik kırılgan yalnızlıklarla.

Siyah, bu mevsimin rengiydi. Rimellerin akıyorken gözlerinden, yaşlara sarılarak.

Biliyorduk. Biliyordum.

En flu hatıralarımızı hatırlayan en net acılarımız olacaktı. Bütün güzel düşler gibi, kısa sürmeliydi. Yıllarca. Ömür dediğin neydi ki, sonsuzun yanında.

Düşlerimiz mağlup ediyordu şimdi bizi.Tek gidişlik bileklerim duruyordu masada. Dönüşüm yoktu karar vermeliydim. Şarkılar alkol sigara ve bir tabanca bekliyordu başımda.

Bekletmemeliydim. Bütün randevularım da karşı tarafı bekleten ben, artık sözümü tutmalı ve tam saatinde orada olmalıydım

Oradaydım.

Oysa, mutlu olmak için bütün nehirleri feda etmiştik. Oysa, karşı gelmiştik. Güneşe, insanlara, hayatın acımasızlığına, yalanlara, geçmişe, kadere, kaderimize.

Bütün insanlığı karşımıza almış ve sadece ikimiz. Bir olmuştuk. Biz olmuştuk.

Uyandım.
Saat dün gece beşti.

Ezan okunuyordu. Evde benden başka kimse yoktu. Zaten aylardır yoktu. Yalnızlığın ne kadar berbat bir şey olduğunu hissettim. Anımsadım. Anımsattın.

Gelmemiştin.
Hiç.

Kapıyı kitlememiştim halbuki, belki bu akşam o akşamdır diye..

Yoktun.
Hayat çok soğuktu.

Yastığa kapandım, yorgana sarıldım.
Geceye sarıldım.
Yalnızlığıma sarıldım.

Sabaha karşıydı. Ağlamaya karşıydım.
Hatırladım.
Ağladım.

Birden..
Hayallerimden vurulmuşa dönmüştüm.
Saat 11'i geçiyordu, tam on ikiden vurduğun kalbimdi.
Ve kalbim artık, özürlüydü. Bir damarı tutmuyordu, tutmayacaktı bundan sonra, anla işte.

Birden anımsadım. Biz diye bir şey artık yoktu.

Kalırız, gideriz, uyuruz, izleriz, döneriz, yaparız, ederiz...
Birlikte yapılacağına dair cümleler ölmüştü.

Yani bundan sonra hiç olmayacaktı. Hiç kurulmayacaktı.
Bundan sonra dediğim bir kaç ay değil, bir hayat!

Yalnızlık, o vakit canımı daha şiddetli yaktı.

"Oysa vedalar kavuşmak içindir."
Öyle demiştin.


Söz vermiştin.
Şimdi değil. Ama. "Bir gün bir yerde. Bir gün farklı şartlarda."

Mutlaka.

Öyle değil mi? Yanılıyorsam beni düzelt, hayatımı düzelt, yaralarımı düzelt, ömrümü düzelt, yalnızlığım buruş buruş..

İşte onu. Sensizliğimi düzelt...
Ama, n'olur düzelt!

....

Bilmiyor muyum sandın?

Gerçeklerden kaçacak gücüm kalmadı ki, tükendim.
Çok...

Evet aynı gökyüzünde, başka yerlerde başka şartlardayız.
Evet senin ellerin, başkasının ellerinde terliyor..
Evet sana başkası dokunuyor, belki de.

Evet sen artık benim değilsin, kimler aldı seni peki?

Kime gülümsüyorsun, kim elini tutuyor, kim saçlarını okşuyor, kim sana sevgilim diyor, kime iyi geceler diyorsun, kiminle mutlu olduğuna inanıyorsun.

Bilmiyorum. Bilmemek vicdan yarası! Peki bundan sonra, bir ömür geçer mi?

....?


Aslında inanmıştım sana..
"Vedalar kavuşmak içinmiş" dediğin gün.

Doğru söylemişsin, biraz eksik olsa da..

"Vedalar kavuşmak içinmiş"
Ama. Sonsuza. Karanlığa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme